Ürdün Çerkesleri

Büyük sürgünde Osmanlı topraklarına dağılan Çerkeslerin bir kısmı Bulgaristan’a yerleştirildi. Ancak 1877-1878 Osm. Rus harbi sonrası buradan da sürüldüler ve bu göçmen kafileleri Ortadoğu ülkelerine dağıtıldı.
Çoğunlukla Şapsığlardan oluşan Çerkes göçmenlerinin ilk dalgası, 1878'de Ürdün'de vardı ve suyun bulunduğu Amman'ın antik yıkıntılarını barınak seçti. Bunları Jerash'a (1885) yerleşen Kabardeyler, Sweileh(1905), Russeifa (1909) ve Vadi Sir'de (1880) yerleşen Abzakh ve Bjeduğlar ve Na'ur’u (1900) kuran Abzehler, Bjeduğlar, Kabardeyler ve Şapsığlar takip etti. Sonuç olarak 3.500 insan yeni yurt sahibi oldu. Osmanlının Çerkesler'i Ürdün'e yerleştirmesinin arkasındaki neden hala spekülasyon konusudur. G.H. Weightman, dindarlık ve iyiliğin ötesinde, bunun stratejik sebeplerle yapıldığını söylüyor. Bu görüş Raphael Patai tarafından da paylaşılıyor. Bazıları Sultan’ın Çerkesleri bedevilere karşı bir tampon olarak bölgeye yerleştirdiği düşüncesinde.
Satanay Şami ve Kemal Karpat, Balkanların kaybından sonra tarımsal sebeplerle bölgeye yerleştirildiğini öne sürerler. Politika, imparatorluğun fırtınalı bölgelerine sadık unsurların yerleştirilmesi politikasıdır.
Sonradan gelenler, bu yeni ve yabancı çevre sakinleri tarafından kabul edilmek istenmedi. Önemli bir nüfus hastalıklara teslim oldu. Hem de, bölgenin en iyi topraklarında yaşadıkları halde. Onlar yerli nüfusla, özellikle bedevilerle kavgalıdır. Bedeviler Çerkes yerleşim alanlarının geleneksel otlakları olduğunu iddia ediyorlardı. Sorunlar birçok çatışma ve kavgadan sonra çözüldü. Sonunda birlik ve arkadaşlık antlaşmaları galip geldi. Çerkeslerin şövalyelik, konukseverlik ve cesaretleri takdir edildi.
Osmanlı otoriteleri, bir kısım devlet tarım arazilerini göçmenler arasında paylaştırdı ve vergiden de muaf tuttu.
 
İlk yıllar…
Amman ve çevresindeki köylerde yaşam basit ve yavaş gelişti. Çerkesler iyi çiftlikler kurdular. Büyük- at arabalarını, başka yerleri tanıma, ulaşım ve ticaret için kullandılar. Mary C. Wilson isimli yazar şöyle der: “Bu dayanıklı ve kendine yeten köylüler, yerleşimlerini kolaylaştırmak için Sultan tarafından bahşedilen topraklar ve vergi tavizleri nedeniyle bedeviler tarafından eleştirilse de, büyük at arabaları ve yaptıkları toprak yollarla sistemi onlar tanıştırdı.“
Göçmenler çoğunlukla çiftçi olmakla beraber, aralarında marangozlar, demirciler, kuyumcular, gümüşçüler, yapı ustaları, deri sepicileri, hançer ve kılıç ustaları ve eyerciler de vardı. Yüksek düzeyde gerçekleştirilen işbirliği, iyi bir yaşam standartı yakalamalarına yardımcı oldu. Haçeşlerde(konuk evleri) çevre liderleri toplumsal meseleleri ele alarak çözdüler. Güvenlik planları yapıldı ve halk hikayeleri ('Ueri 'uatexe, Psisexe ) tekrar anlatıldı. Çerkesce, iletişimin başlıca lisanıydı ve dış evlilikler nadirdi.
Çerkesler köklü gelenekleri ve dostça ilişkileri sayesinde, diğer insanlarla çabuk ilişki kurdular. Askeri konulardaki bilgi ve tecrübeleri, tarım ve ticaretteki bilgileri, Osmanlılar zamanında geri kalmış durumda olan bu bölgede onları söz sahibi yaptı. İdareyle ilgili bir sistem ve bir otorite kurmayı başardılar. Weightman, "Onların kabile organizasyonu, neredeyse yirmi yıl boyunca tek siyasal otoriteyi oluşturdu" der.
Bütün bu faktörler, Çerkes yerleşim birimlerini çekim merkezi yaptı ve pek çok insan buralara akın etti. Bu birimler kısa sürede önemli sosyal ve ticari merkezler haline geldi.
 
Değişim Rüzgarları
Yirminci yüzyılın ilk yıllarında, Amman’dan geçmesi planlanan Hicaz demiryolunun uzatma çalışmaları başladı. Bunun, Çerkes toplumuna önemli bir etkisi oldu. Bir çok Çerkes çeşitli projelerde çalışmak ve şantiyeleri bedevi saldırılarından korumak için iş aldı. Mary C. Wilson isimli yazar, ”Hicaz demiryolu Osmanlı merkeziyle daha yoğun temasla beraber, çalışma alanı, ticaret ve güvenlik getirdi. Amman'da Çerkesler, işçi olarak ve idari konumlarda çalıştırıldı. Şam’dan mal satın alındı, Doğu Ürdün’e satıldı. Tren güneye gittiği için yüklenen mal direkt Çerkeslerin satış istasyonuna indi.”
Demiryolu, inşa süreci diğer ülkelerdeki Çerkesler'i de çekti, özellikle Suriye’den çalışmak için gelen çok oldu.
Düzenli ücret, Çerkesler’de yeni bir zengin sınıf ortaya çıkardı. Zenginleşme de sınıf farkı doğurdu. Bir kısım Çerkeslerin çocukları daha iyi okullarda okudular.
 
Vasfi Mırza Paşa
Mirza paşa Osmanlı ordusunda albaydı. Onun, 1905'te kurduğu ve yönettiği gönüllü Çerkes Süvari Birliği’nin misyonu Ürdün'deki toplumlar arasında barışı sürdürmek, çiftçileri ve topraklarını korumaktı.
İlk dünya savaşı esnasında, Mirza paşa ve 1200 kişilik lejyonunun ek görevi Halep'teki Alman merkeziyle, hayati kaynakları imparatorluğun merkezini bağlayan stratejik Hicaz demiryolunu korumaktı.
Şerif Hüseyin'in isyanının ilk zamanlarında Arap dünyasında yaşayan Çerkesler bunun Halife'ye baş kaldırmak, dolayısıyle İslam dünyasında nifak çıkarmak anlamına geldiğini telakki ederek, isyana katılmadılar. Bu isyana bir anlam veremediler ve Osmanlı Devleti'ne sadık kaldılar. Bu yüzdendir ki, Cemal Paşa'nın I. Dünya Savaşı'nda bölgedeki faaliyetlerine iştirak etmişler hatta isyancı Arap ve İngilizlere karşı Filistin ve Süveyş'teki çatışmalara katılmışlardır. Bu savaşlarda, Mirza Paşa komutasındaki 'Mücahidler' adlı gönüllüler 1918’de Süveyş'te ve Vadi El Sır'da İngilizler'e karşı yaptıkları çatışmalarda başarılar elde ederken, pek çok Çerkes de hayatını kaybetmiştir. 1918'de Britanya'yla Al-Salt muharebesinden sonra, İngiliz kumandan, Çerkes liderlerini İngiliz kuvvetlerine saldırmamaları konusunda uyardı. Çerkesler ise bu uyarıyı dikkate almadı. Sadakatleri Osmanlı Devleti bölgeden fiilen çekilinceye kadar devam etmiştir. Altı ay sonraki İngiliz saldırısında Türk askerleri Ürdün'den çekildi(1919).
Türkler Ürdün'ü bıraktığı zaman, Çerkesler Ürdün'de kalmak yönünde kolektif bir karar aldılar ve Ürdün’ün ilk kurucuları arasında yer almaya yöneldiler.
Amman ve civarındaki Çerkes çiftçiler uzun yıllardır bedevi baskınlarının tehdidi altında yaşamaktan yorgun düşmüşlerdi. İşte bu sırada kontrolsüzlük ve yasasızlığı dizginleyecek kuvvetli bir hükümet ihtimali ile toplumun Ürdün ötesi parçalarını da güçlü bir şekilde harekete geçiren Şerif ailesi ortaya çıktı.
 
Çerkesler ve Emir Abdullah
1915'te İngilizler, Mekke Emiri Şerifi Hüseyin'le temasa geçmişti. İngilizler, Türkler'e karşı destek vermelerine mukabil Arap bağımsızlığını tanıma sözü veriyordu. Ancak 1. Dünya Savaşı bittiğinde müttefikler verdikleri sözleri tutmadı. Suriye, Fransa tarafından işgal edilirken; Filistin, Doğu Ürdün de İngilizler’in kontrolüne giriyordu.
Araplar, Faysalı Suriye ve Ürdün kralı ilan ederek misillemede bulundu. Mirza Paşa ve Sa'id Paşa Al-Müftü Çerkes birliklerinin yanına Ürdünlü kabileleri de alarak Kral Faysal'a yardım için Şam’a doğru yola çıktılar. Yol esnasında, Araplar ve Fransızlar arasındaki Maysaloon'un muharebesinin, Fransız'ların lehinde bitmiş olduğu öğrenilince kuvvetler geri dönmek zorunda kaldı.
İngiliz ordusu, Ürdün'ü işgal etmedi. Britanya idaresi altında yerel hükümet oluşturdu. Amman'ı kapsayan hükümette iki de Çerkes üye yer aldı.
Suriye'de ise durum ortada kalmıştı. Suriye'de bir vilayet olan Horan sakinleri, Şerif Hüseyin’e mesaj yollayarak liderleri olması için oğullarından birini göndermesini istediler. Şerif Hüseyin bu çağrıya emir Abdullah'ı yollayacağı cevabını verdi. Kabile liderleri ve ileri gelen kişiler, Çerkes temsilci Sa 'id Paşa’nın dahil olduğu bir heyeti prensi almak için Mekkeye göndererek O’na sadakat sözü verdiler. Çerkesler daha sonra bölgelerine gelen Abdullah'ın yanında yer almışlardır. Abdullah Amman'a gelip Makar adlı tepede kurulan çadırlara yerleştiğinde Çerkesler O'na refakat ettiler ve O'nu iyi ağırladılar. Daha önce bölgeden çekilen Osmanlı kuvvetleri ile İstanbul'a giden Mirza Paşa da Amman'a dönerek Emir Abdullah'ın muhafızlığı işini üstlendi. Geleneksel giysileri ile korumalık yapan Çerkes birliğinin yanında bazı Çerkesler Emir Abdullah'a karşı gelen gruplarla yapılan mücadelelere iştirak ettiler. Bu olguda Amman'da yoğun olmalarının rolü olduğuna inanılmaktadır.
Ürdün, devletleşme sürecinin başlarında (Faysal'ın Suriye Krallığı'nın çöktüğü ve Abdullah'ın Ürdün'e doğru yola çıktığı dönemde) toplumsal, iktisadi ve siyasal istikrarsızlık ve kaos içindeydi. Kaos öylesine derinleşmişti ki, bir yanda Faysal Krallığı'nın yeniden canlandırılması için mücadele eden Arap milliyetçileri; diğer yanda uzun yıllar Ürdün topraklarında en önemli güç unsuru olan ve bu güçlerini korumaya çalışırken birbirbirleriyle çatışan kabileler ve de önemli bir kısmını Çerkesler ve Hıristiyan köylülerin oluşturduğu kentsel ve kırsal yerleşik halk kendi çıkarlarını korumanın mücadelesini veriyordu. Mallarının ve canlarının güvende olmadığı bu ortamda Çerkesler, herşeyden evvel istikrarı sağlayabilecek kadar güçlü olarak bölgelerine gelen Şerif Hüseyin'in büyük oğlu Abdullah'a destek olmanın kendileri için bir fırsat olduğunun farkında idiler. Bu yüzden Çerkesler, Abdullah'a Ürdün topraklarına girdiğinden itibaren destek olmuşlar ve devamlı yanında olmuşlardır. Bu tavır, Çerkesler açısından pragmatik bir yaklaşım olarak görünse bile, Abdullah için fırsatlar ve kolaylıklar getirmiştir. Zira Abdullah, Çerkeslerin desteği sayesinde bilhassa Ürdün nehri civarındaki muhalif kabilelere karşı denge oluşturmuş ve meşruiyet kazanmıştı. Bir bakıma karşılıklı çıkarlara dayanan bu ittifak, Çerkeslerin Emir Abdullah'ın muhalifleriyle yapmış olduğu çatışmalarda en önlerde yer almaları ile somutlaşmıştır. Diğer yandan, Emir Abdullah da onlara karşı korumacılık ilişkisini kullanmıştır. Bu yüzden Abdullah'ın, daha gelişmiş ve müsait olan Ürdün nehrinin batı kıyısındaki yerleşim yerlerini değil de Çerkeslerin yoğun olarak bulunduğu Amman'ı başkent olarak tercih etmesi tesadüf değildir.
Çerkesler, geleneksel değerleri dolayısıyla, kendi aralarındaki bağlara ve çeşitli vesilelerle yakınlık kurdukları kişi ve toplumlarla olan ilişkilerine çok önem verirler. Bu açıdan bakıldığında da Çerkeslerin Şerif Hüseyin'in ikinci karısı (oğul Zeyd'in annesi) bir Çerkes olan Adleh Hanım'dır. Ayrıca Şerif Hüseyin'in oğlu Faysal da bir Çerkesle evliydi. Bu nedenle Çerkesler, gerek Suriye'de, gerekse de Ürdün'de Haşimi ailesinin hep yakınında olmuş ve gönüllü olarak Abdullah'ın muhafızlığını üstlenmişlerdir. Göz ardı edilmemesi gereken önemli bir husus da Şerif Hüseyin'in ailesinin Hz.Muhammed'in soyundan gelmiş olması ve yıllarca Kabe'nin ev sahipliğini yapmasıdır. Diğer yandan, Ürdün'deki Çerkeslerin Kafkasya'dan göç etmelerinin nedeni olarak dini kimliklerini göstermeleri, yaşadıkları Müslüman ülke toprağına daha sadık olmalarına gerekçe teşkil etmiştir. Abdullah, Emirliği'ni ilan ettikten sonra ordu oluşturmaya başlayınca pek çok Çerkes orduya katılmıştır. Peake Paşa komutasındaki Arap lejyonunda Çerkesler içte isyancı kabilelere karşı, dışta ise Vehhabilere'e karşı çatışmalara katılmışlardır. Daha sonra Arap lejyonunun başına gelen Glubb Paşa da, içte istikrarsızlık unsuru olan göçebe akınlarını kesmek, düzeni ve güvenliği sağlamak üzere kurumsallaştırdığı orduda Çerkeslere yer vermiştir.
 
Ürdün Haşimi Krallığı'nın Kuruluşunda Çerkesler
Abdullah'ın yönetimi altındaki Doğu Ürdün'ün nüfusu 1940'da 325 bin kişiden oluşmaktaydı. Ülke nüfusunun % 95'i Arap olup Çerkeslerin nüfusu 10 bin civarındaydı. Emir Abdullah'a 1928'de İngilizler tarafından verilen özerklik, ülkenin bazı hususlar hariç Haşimiler tarafından yönetilmesine imkan vermişti. 1946 yılında Doğu Ürdün Emirliği'nin bağımsızlığını ilan etmesi ve Ürdün adını almasıyla Abdullah'ın idaresi altındaki topraklar Haşimi ailesinin bir krallığı oldu. Çerkesler, bu dönemde de ülkenin milli davalarına askeri ve siyasi olarak katkıda bulunmuşlar ve devamlı ön saflarda yer almışlardır.
1948'de Yahudiler'e karşı Kudüs'ün savunulmasında yüzlerce Çerkes Fevzi Kaviku komutanlığındaki Arap Özgürlük Ordusu'na katılmış ve Şaron bölgesindeki çatışmalarda yer almıştır.
Ürdün Krallığı'nın kuruluşundan birkaç yıl sonra, Batı Şeria'nın Ürdün'e ilhak edilmesinin ardından başlayan kargaşa döneminde, Kral Abdullah hükümet idaresini Çerkes olan Said El Mufti'ye bırakmıştır. Tecrübeli Müfti'nin almış olduğu önlemler sayesinde olaylarda durulma gözlenmiştir. Bunun yanında, anavatandan sürülmenin ve göç etmenin anlamını iyi bilen Çerkesler İsrail'in kurulması ile vatanlarından göç etmek zorunda kalan Filistinlilere yardım etmişlerdir. Bu da gösteriyor ki, Çerkesler Arap halkının (İslam dünyasının) ve üzerinde yaşadıkları toprakların tüm sorunlarına içtenlikle ortak oldular ve ellerinden ne geliyorsa en iyisini yapmaya çalıştılar. Örneğin, Arap - İsrail Barış görüşmelerinin bir toplantısında, Ürdün delegesi olarak katılan Münir Subar (Şobruko) Filistin halkının davasını savunan bir konuşmasında, '...Filistin halkını yürekten savunuyorum. Çünkü hem bir Ürdünlü, hem de bir Çerkesim. Filistinlilerden yüzyıl önce yurdundan koparılmış olan Çerkes halkının bir çocuğuyum. Bu nedenle de sanırım ki, Filistinlilerin durumunu hepinizden daha iyi anlıyorum'  diyerek Çerkes kimliği ile Filistin halkının yanında yer almıştır.
Ürdün Çerkesleri resmi makamlarla çok iyi ilişkiler içinde olmuşlardır. Haşimi Krallığı'nın kurulmasından bu yana hiçbir Çerkesin ayırımcılığa tabi tutulduğu görülmemiştir. Zaten Çerkesler de kendilerini azınlık olarak görmemişlerdir. Anayasal olarak kendilerine siyasi hayatta adil ve eşitliği gözeten haklar tanınması ve parlamentoda iki koltuk Cerkeslere, bir koltuk da Cecenlere ayrılmasına rağmen Çerkeslerin etkinliği Ürdün'deki nüfus oranlarıyla karşılaştırılamayacak düzeydedir. 2 kişilik kontenjan sağlanmasına rağmen Eğitimi teşvik etmeleri sebebiyle bürokrasi ve devletin çeşitli kademelerinde görev almaya başlamışlardır. Mesela, 1938'de Ürdün Emirliği sırasında İngiliz olmayan memurların % 7.3'ünü Çerkesler oluşturmaktaydı. Başbakanlık, bakanlık yapan Çerkeslerin yanısıra silahlı kuvvetlerdeki çeşitli kademelerde, polis teşkilatında, diplomatik görevlerde ve parlamenter hayatta pek çok Çerkes etkili olmuş ve ülke çapında tanınmıştır. Öyle ki, 1947 ile 1965 yılları arasında parlamenter hükümetler sırasında Ürdün'de kurulan 33 hükümetten 26'sında bir veya daha fazla Çerkes görev almıştır. Mesela aslen Cerkes olan General Sordom ordu istihbaratının başında bulunmaktadır. Kardesi İshak da hava kuvvetleri komutanı olarak görev yapmaktadır.
 
Ürdün'e Son Çerkes Göçü
1948 yılında Abdülkerim Sava Bzuka adlı Ürdünlü bir Çerkes, Roma'dan ülkesine gelerek, içişleri Bakanı Çerkes Abbas Mirza Paşa'dan, Kral Abdullah'a, Roma'da bulunan Çerkes sığınmacılara iltica hakkı tanınmasını rica etmesini istedi. Bu Çerkesler, II. Dünya Savaşı sırasında vatanlarını kurtarmak için Sovyetler Birliği'ni işgal eden Almanlarla işbirliği yapmışlardı. Savaş sonunda Vatikan'dan sığınma istediler. Vatikan onlara sığınma hakkı tanıdı ve Müttefiklerle Sovyetler Birliği arasındaki değişim anlaşmasına rağmen onları bu anlaşmadan muaf tuttu. Bu sığınmacılar uzun süre Vatikan'da kaldılar. Bzuka'nın girişimleri üzerine Ürdün'e getirildiler. O sırada mali zorluk içinde bulunan Ürdün hükümetinin harcamalarına katkıda bulunmak üzere Ürdünlü Çerkesler yardım kampanyası düzenlediler. İlk olarak getirilen Bjeduğ kabilesine mensup 38 Çerkes'den sonra 86 kişilik Kabardey de Ürdün'e getirilip Ürdün vatandaşı yapıldı. Bunların bir kısmı daha sonra Amerikan Tolstoy Vakfı'nın çabaları ile Amerika'nın New Jersey eyaletinin Paterson şehrine götürülerek yerleştirildiler.
 
Bugün Çerkesler
Ürdün'de Çerkes toplumu, geçmiş yüz yılda muazzam değişikliklere maruz kaldı. Tarım toplumundan modern topluma geçtiler. 1921'de modern Ürdün kurulurken Amman çoğunlukla Çerkesler'le meskundu. Çerkesce konuşmalar caddelerde duyulurdu. Yeni emirliğin başkenti olunca kente büyük bir göç oldu. Mary C. Wilson der ki: ”Büyük göç alan Amman dışındaki Çerkes yerleşim birimlerinde sadece Çerkesler yaşadı. Yıllar geçtikçe Çerkesler'ın sayısı aşamalı olarak azaldı ve şu anda onlar Amman'ın nüfusunun sadece  % 5’ini oluşturuyorlar.”
Genç Çerkesler'in hızlı yenileşmesi ve Ürdün'de sosyo-ekonomik gelişimine katılımı, hızlı bir özümleme getirdi.
Dinamik yeni yaşam tarzı, yaşlı geleneksel seçkin tabakayı da yakaladı. Önemli mal sahipleri, Amman'ın dışında güney bölgelerde oturmaktaydı. Toprak bedellerindeki astronomik yükseliş, yeni bir milyoner sınıfın ortaya çıkmasıyla sonuçlandı.
Ürdün'deki Çerkeslerin eğitim düzeyi genel olarak yüksektir. Birçoğu anadili ve Arapçanın yanında içerisinde Türkçenin de yer aldığı yabancı dilleri konuşabilmektedir. Yüksek öğrenim gören Çerkeslerin bir bölümü diğer Arap ülkeleri, Türkiye, Batı Avrupa ve Amerika'da tahsil görmektedir. Ayrıca bazı Çerkes öğrenciler ise 1970'li yıllardan sonra Nalçık ve Mahaçkale üniversitelerinde yüksek öğrenim görmek için anavatanlarına gitmiştir. Yüksek öğrenim gören Çerkesler daha çok mühendislik ve doktorluk gibi fen bilimlerini tercih etmektedirler. Bunun yanında Ürdün'de Çerkeslerin en çok rağbet ettiği mesleklerden bazıları ise subaylık, polis teşkilatı mensubu olmak ve diplomatlıktır.
Çerkesler yıllar boyunca  genişleyen Amman şehrinde çeşitli bölgelere dağıldı. Şu anda, çoğunlukla 1 milletvekili gönderdikleri 3 üncü seçim bölgesinde oturmalarına rağmen, kenetlenmiş bir Çerkes toplumu yoktur . Bu dağılma sonucu, Çerkesce Çerkesler arasında başlıca iletişim lisanı olmaktan da çıktı. Sadece ebeveynlerin küçük bir yüzdesi çocuklarına lisanı öğretiyor. Çerkes gençliğinin sadece % 17'sinin ana dilllerine aşina oldukları tahmin ediliyor.
Ürdün'de Çerkes toplumunun, teorik ve pratik bakış açılarından etnik bir azınlığı oluşturduğu kabul edilmesine rağmen, Ürdün anayasası onları, eşit haklar, vazifeler ve garantilerle dolu vatandaşlar olarak görür. Kültürel ifadede özgürdürler. Bu ayrıcalıklar ve oldukça büyük zenginliğe rağmen, Çerkesler, lisan ve kültürlerini korumakta başarısız oldular. Çerkes varlığını koruyabilen kuvvetli kültürel kurumların yokluğu da akültürasyonu hızlandıran muhtemel Saiklerdendir.
 
Çerkes Kurumları
Ürdün'de yaşayan Çerkesler kimliklerini muhafaza etme, sonraki nesile aktarma ve aralarındaki dayanışma ve yardımlaşmayı artırma amacıyla örgütlenme faaliyetlerine girişmişlerdir.
 
1. Çerkes Hayır Cemiyeti
Ürdün'ün ikinci en eski organizasyonu olan Çerkes Hayır Cemiyeti (El Cemiyye'l Hayriyye Eş Şerkessiyye) 1932'de kuruldu. Yoksul Çerkesler'in refaha kavuşturulmasıyla ilgileniyor. Ancak sadece yardım yapmakla kalmıyor, bazı sosyal ve kültürel platformlarda Çerkesler'ın meselelerini de ele alıyor. Diğer Çerkes toplumlarıyla, özellikle Kafkasya'yla temasları sağlıyor.
Kabardey-Balkar Cumhuriyeti ve Adıgey Cumhuriyetinde okuyan 15 üyesinin çocuğuna her yıl  burs veriyor, Nart isminde bir dergi ve aileye yönelik bir de peryodik broşür çıkarıyor. Çerkes Yardımlaşma Derneği’nin Vad-is Sir şubesi de Arapça ve Çerkesçe olarak Kardeşlik (El İhve Zequecsniqh') adlı bir dergi yayınlamaktadır. Bunun yanında Çerkes kültürü ve tarihi ile ilgili çeşitli şiir, roman ve hikaye kitapları da yayınlanmaktadır.
Cemiyet, Uluslararası Çerkes Derneği (Duney pso Adige Xase) üyesidir. Cemiyetin, Zarqa, Jerash, Vadi Sseer, Na 'ur, Sweileh ve Russeifa  şubeleri ile bir de Hanımlar kolu vardır. Son yıllarda üye sayısı birkaç bini bulan bu dernekte daha çok emekli devlet memurları ve profesyonel meslek sahipleri faal olarak çalışmakta ve idarecilik yapmaktadır.
Bu derneğin kadınlar kolu da faaliyetleri ile dikkat çekmekte ve fahri başkanlığı Kral Hüseyin'in kızı Aliye yapmaktadır. Çerkes lisanı ve kültürünü korumayı hedef alan Hanımlar Şubesi 1974 yılında Amman, Vad-is Sir ve Navr arasındaki bir bölgede Çerkesce de dersler olan bir okul (Emir Hamza Okulu) açmıştır. Çerkesce lisan öğretmenleri, Kafkasya'dan gelmektedir. Yine de, Çerkesce zorunlu bir ders değildir ve öğrencilerin birçoğu Çerkesce öğrenmek için çok fazla gayret göstermemektedir; çünkü günlük hayattaki faydası çok sınırlıdır. Okulun standartlarını geliştirmek için birçok proje uygulamaya konulmaktadır.
Vadi Sir Şubesi, geçtiğimiz zaman zarfında, yeni nesle anadilini öğretmek ve Çerkes kültürünü telkin etmek için öncüleri arasında prens Ali bin Al Hussein’in de olduğu bir anaokulunu törenle hizmete açmıştı.
 
2. El Ehli Kulüp
Ürdün'de en eski kulüplerinden biri olan El Ehli Kulüp, Ürdün'de sosyal, kültürel, sportif ve sanatsal faaliyetlere tam olarak katılmak için 1944'te kuruldu. Samimiyeti ve basketbol, hentbol, yüzme ve dövüş sanatlarında başarılarıyla tanındı. Ürdün şampiyonlukları kazanmış olup, bölgesel ve Asya turnuvalarında yer almaktadır. Milli takımlara sürekli eleman vermektedir.
Folklor komitesi, kendini Çerkes kültürünü koruma ve geliştirmeye adamış bir grup tarafından 1993'te kuruldu. Kafkasya dışındaki en iyilerden biri olmayı hedefleyen dans ve şarkı grubudur. Yıllık festivalden başka yerel kutlamalara da katılır. Her yıl yapılan Jerash festivalindeki kültür ve sanat alanınında en çekici ögedir..
 
3. Diğer Kurumlar.
 
Al Jeel Al-Jadeet Kulüp, kültürel özümlemeye karşı tepki  olarak 1950'de kuruldu. Onun kültürel faaliyetleri, ellili ve altmışlı yıllarda zirvedeydi. Çerkes oyunlarının birçok üretimi, o dönem esnasında sahnelendi. Birçok kitap ve oyunlarla birlikte Çerkes Alfabesini de yazan ünlü göçmen bilgin Kube Şaban 'nin rehberliğinde çok değerli çalışmalar yaptı. Daha sonra, Kube ve öğrencileri sahneden çekildiyse de, faaliyetler seksenlere kadar devam etti. Kültürel faaliyetler daha sonra bir duraklama dönemine girdi. 1982'de yeni bir ilgi ile canlanarak halk dansları grubu kuruldu. Al Jeel yaz festivallerinin katılımcısı olarak Ürdün’de iyi tanınır. Kulübün basketbol takımı 1997'den beri birinci ligde oynamaktadır.
 
Meclis-i Aşair, Arap halkı ile ilişkileri düzenlemek, Çerkesler arasında dayanışma ve birlikteliği sağlamak ve bazı kural ve ritüelleri takip etmek amacıyla bizzat devletin teşvik ettiği bir kurumlaşmadır. Tecrübeli Çerkes ileri gelenlerinden oluşturulur ve kabile içi konularda kararlar alır. Bir nevi xase vegeleneksel yapıda olup, kabileye ait mesele ve anlaşmazlıkları halletmek için kuruldu. Sosyal hayatta Çerkesler arasındaki ilişkilerin sağlanmasında, düğün ve cenaze gibi merasimleri için hizmet verilmesinde, önemli fonksiyonu bulunmaktadır.Bu kurum, Çerkesler ile devlet arasında organik bir bağ oluşturması bakımından önemli bir yer tutmaktadır. Ayrıca kurum, Çerkes geleneklerinin uygulanması ve şekillerinin tespit edilmesine de katkıda bulunmaktadır. Bu tür kurumlaşmalar Ürdün'de sıkça rastlanan bir olgu olup Ürdün'ün kabilesel sosyal yapısı ile devlet idaresini aynı zeminde buluşturma açısından fonksiyoneldir. Sosyal yapıyı korumadaki kararlılığı ise paha biçilmez değerdedir.
Çerkes Arkadaşlığı, başlıca hedefi anavatanla  ilişkileri sürdürmek ve kuvvetlendirmek olan yeni bir organizasyondur. Tüzüğü siyasal konularla uğraşmasına da izni vermektedir.
 
Sonuç
Çerkesler, Ürdün’ün asli unsurlarındandır. Genç Ürdün’ün tarihinde pozitif bir rol oynamışlardır. Onlar etnik ve kültürel kimliklerinden haberdar ve  toplumun saygın üyeleridir. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, Ürdünlü Çerkesler kendilerini azınlık olarak telakki etmemektedirler. Bu tür tavır sergilemelerinde, Ürdün'deki siyasi otoritenin toplumdaki azınlıklara karşı asimilasyoncu bakışa sahip olmaması ve siyasi ve toplumsal alandaki kimlik kaynaklarını daha çok kabilelerin oluşturmasının rolü vardır. Ürdün'deki etnik kimliğin kendini modern anlamda ideolojik zemine oturtulmuş 'milliyet' tanımına dönüştürmeyip daha yaygın ve uygun olan 'kabile' yapısına yönelmesi, azınlık olarak Ürdün'deki Çerkeslerin modern ulus-devletlerde menfi bir unsur olarak algılanıp asimilasyona uğratılan azınlıklarla aynı akıbeti paylaşmamasını sağlamıştır.
Daha Emirlik  kurulmadan önce, Çerkesler birçok insanı çeken emniyetli yerleşim merkezlerini kurup idare ettiler. Sivil toplum gittikçe kökleşti. Küçük bir şehirken Ürdün’ün başkenti olarak seçilen Amman zamanla genişleyerek bir metropole dönüştü. Arazi ve yapıların değerlenmesiyle. Çerkesler’in çoğu değerli mal sahibi ve çok zengin oldu.
Buna karşı ödedikleri bedel ise Çerkes lisanı ve kültürünün kaybolmaya yüz tutmasıdır. Lisan, geri döndürülmesi mümkün olmayacak bir şekilde kaybolma süreci yaşıyor. Gelenek ve görenekler de büyük ölçüde terk edildi. Yeni nesle hem geçmişleriyle hem de şu anki hayatla uyumlu yeni bir kimlik verilmesi Ürdünlü Çerkeslerin gündemindeki en önemli sorundur.
Ürdündeki Çerkeslerin sayısı 60 bin kadar tahmin ediliyor.

Güncel Programlar

Keine aktuellen Veranstaltungen.

Stat